Sabah 10.00'da Nairobi'den Masai Mara'ya başlayan yolculuğumuz bütün günümüzü götürdü.
Yol boyunca iki kez mola verdik. İlkinde Rift Valley'i görmek için hediyelik eşya satan bir dükkanın yanında durduk. Gruptakilerden hiç kimse dükkandan bir şey almadı, rehber biraz bozuldu, hatta "bir şey almadınız mı?" diye sordu.

http://en.wikipedia.org/wiki/Great_Rift_Valley
Safari, Nairobi'den Masai Mara'ya ulaşımın sağlandığı minibüslerle yapılıyor. Hemen hepsinin markası Mazda marka ve sürekli 4 çeker.
Safari alanına vardıktan sonra araçların üzerlerindeki sert plastik tavan yarım metre kadar yükseliyor. Hem buradan çıkıp fotoğraf çekebiliyorsunuz, hem de tavan güneşten koruyor.Diğer İngiliz ise Shantel, yine Mombasa yakınında 6 haftalık gönüllü kampta çalıştıktan sonra safariye katılmış, ardından ülkesine dönecekmiş.
Rwanda'da dünyanın en büyük "gorilla center"ını gezdikten sonra yine uçakla Nairobi'ye gelip safariye katılmışlar.
Martin'le Shantel aynı odada kalmak istemediklerinden ve ikisinin de aynı tura bizden çok daha fazla para verdiklerinden, kamptakiler bizi tuvaletsiz ve diğer odalara göre epey uzaktaki çadırlardan vermeye yeltendiler.
Epey dil döktük, 120 USD fark ödememiz gerektiğini söylediler. Biraz daha konuşunca 80 USD'ye indirdiler. Onu da veremeyeceğimizi söyleyip içecek bir şeyler bulmaya gittik. 10-15 dakika sonra gelip, Martin'in odasına 3 yatak koyduklarını, orada kalabileceğimizi söylediler.
Yol boyunca Evren'le "gazelle"in ne olduğunu tartıştık. Bir cevap bulamadık. Akla en yatkın şey ceylandı ama emin olamadık. Geldiğimde Wikipedia'dan baktım, ceylanmış.
http://en.wikipedia.org/wiki/Gazelle

İlk heyecanımızı zebraları gördüğümüzde yaşadık. Ancak kısa süre sonra zebraları ciddiye almamaya, hatta sürü halinde gördüğümüzde bile yerimizden kalkmamaya başladık.
Zebralardan sonra heyecanla beklediğimiz aslanla karşılaşmamız uzun sürmedi.Safari rehberler kendi aralarında sürekli telefonlaşıp, nerede ne hayvan olduğunu haber veriyorlar. Bu sayede, herhangi bir hayvanı görmeden ayrılmanız hemen hemen olanaksız.
Tüm gezi boyunca bizi zorlayan tek hayvan leopar oldu. Anladığım kadarıyla zaten pek fazla görünmeyi sevmiyor. Ama onu da görmeyi başardık.
Masai Mara'daki aslanlar hala aslan. Ancak beyaz turist minibüslerinin sesine alışmışlar, o yüzden ne kaçıyor, ne saldırganlaşıyorlar.
Üç gün boyunca bir aslanın bir antilopa saldırdığını göremedik. Ancak doğal hayatın devam ettiği her hallerinden belli.

Çita ise asla daha önce avlanmış eti yemezmiş. Her seferinde yeniden avlanırmış.
Zürafanın ağırlığı 2-2.5 ton arasındaymış ve vahşi hayvan saldırısına en az uğrayan hayvanmış. Bunun nedeni bacaklarının çok güçlü olması, teptiğinde düşmanını ağır yaralamasıymış.


Rehbere bunlar ne olacak diye sorduk... Yalnızca yiyecek şeyleri ve parlak objeleri alıyorlarmış. Ortada hiçbir şey bırakmamaya karar verdik. Hatta ben ne var ne yoksa, aldığımız litrelerce suyla birlikte sırt çantamın içine doldurdum ki, çantayı alıp götüremesinler diye.
Masai Köyünde güneşin doğuşu
Dün gece yatmadan önce çadırın önünde uzun uzun konuştuğumuz Masai çocuk, sabah altıda gelip bizi uyandırdı. Güneş yakında doğacak, acele edin dedi.Martin'le birlikte kamptan çıkıp köye doğru yürüdük.
Genç Masai 20 yaşındaymış. 15 yaşında doğaya bırakılmış, evine yeni dönmüş. Bu bütün Masai erkeklerinin yaşadığı bir ritüelmiş. 15 yaşlarında birkaç arkadaş doğaya bırakılırlar, 20 yaşında köye dönerlermiş. Doğada bulundukları süre boyunca mutlaka aslan öldürmeleri gerekiyormuş.
Çocuk bu geleneğin sürdüğünü, hatta kendisinin de ormandan yeni geldiğini söylese de, pek inanmadım.

Ne köylerinin, ne bizim kampımızın çevresinde bir güvenlik önlemi var. Ayrıca Masai Mara National Reserve'ın çevresinde de çitler yok. Yani vahşi hayvanlar kolayca gelebilir. Geliyormuş da!
Peki çita gelirse napıyorsun diye sorduk... Sonuçta çita çok daha seri, hızlı bir hayvan...
"Ooo, cheetah very easy..." diye başladı. Onda da yine elini ağzına sokup tokmağıyla kafasına vuruyormuş, çita oracıkta ölüyormuş. Hangi hayvanı söylesek "very easy" dedi...
Evren'le birbirimize baktık, tabii buna da pek inanamadık. Ancak Masai bıçağını, tokmağı gösterip fırlatınca ciddi olduğunu anladık. Alet havada uçarken çıkan ses helikopteri çağrıştırıyordu!
2. GÜN
Bu domuz mu diye sorduk, adam "beef" diye cevap verdi. Evren, "tamam işte domuz olabilir, beef domuz da olabilir" dedi. Epey bir tartıştık bunu. Ne yaptım ettiysem, adam yemedi! Evren'in favorisi gözlemeye benzeyen ekmekler oldu.
Minibüs Masai Mara National Reserve'in kapısından geçerken rehberin hiçbir şey ödememesi, hatta neredeyse arabanın durmadan geçmesi üzerine yine Evren'le birbirimize baktık.
Günlük park giriş ücreti 60 USD diyor ama durmuyoruz bile... Herhalde yazıyorlar, sonra toptan ödüyorlar diye iyimser bir düşünceye kapıldık. Ancak Masai Mara'da değil de başka bir yerde olabileceğimizi düşününce tedirgin olduk. Evren'e, İstanbul'da turistlere Kapalıçarşı diye Mısır Çarşısı gezdirilen turistler gibi olmasın dedim... "Burası Afrika, herşey olabilir" diye cevap verdi..
Bu konuyu daha sonra düşünmeye verdik. Ne de olsa görmediğimiz hayvan kalmamıştı...
Hayvanın yaşam alanı ağırlıklı olarak Kenya'dan Güney Amerika'ya uzanan bölge. Afrika, Arap yarımadası, İran, Pakistan, Hindistan'da da görülebiliyor. Hatta Türkiye'nin güneyi de çitaya uygun yaşam alanı oluşturan bölgelere dahil edilmiş.
Çita, 0-100 km/s hıza 3 saniyede ulaşıyor. Bu bir çok spor arabadan daha yüksek bir performans.İşte birkaç arabanın 0-100 km/s hızlanma oranları:
2.9 - 1997 Dodge Viper GTS-R
3.0 - 2003 Bugatti 16/4 Veyron
3.3 - 1997 McLaren F1
3.5 - 2002 Ferrari Enzo
3.6 - 2001 Lamborghini Diablo
İnanılır gibi değil!
Kapıları yok ve turistler açık kasa gibi bir yerde oturuyor. Aslanın elini kolunu sallayarak içeri girmesi mümkün.
Ancak bu tip araçların çoğunda rehber / şöförün yanında bir de Masai oturuyor. Daha önce aslanların Masai'lerin kokusunu duyduklarında uzaklaştıklarını söylemişlerdi.
Geçen gece kamptaki güvenlik görevlisi Masai'nin anlattıklarına bakılırsa gayet haklılar.
Masai'leri simgeleyen bayrakta kırmızı üzerine beyaz kalkan ve iki mızrak simgesi var. Yani renkler dışında Kenya bayrağının aynısı.Bugün Masai nüfusu 1 milyonun altında. Bunun yarısı Güney Kenya, yarısı Kuzey Tanzanya'da, iki ülke arasında kalan arazide yaşıyormuş.
http://en.wikipedia.org/wiki/Maasai
Timsahlar bu noktaları içgüdüsel olarak bildiği için, buralarda bekleyip avlanıyorlar.
Yemek yediğimiz yerde maymunlarla epey bir haşır neşir olduk. Bir tanesi yavrusuyla sarılmış halde hoplayıp zıplıyordu, en az 50 kare fotoğrafını çektik.
Bu kez de akşamki Masai köyü ziyareti için sabırsızlanıyorduk...

